YAZAR: damar02
Tarih: 21-Eyl-2006 / 03:42
Müslüm Baba damar arayışında
Yılların "Müslüm Babası"na bir şeyler oluyor. Acının, hicranın, onulmaz dertlerin, vuslatsız aşkların, kederinden kararan kalabalıkların, kentlerin kenarlarına konuvermiş gurbetçilerin derdini o boğuk ve hırıltı sesiyle dillendiren Müslüm Gürses kabuk değiştiriyor. Gibi.
Bir kaç yıl önce, pop şarkıcısı Asya'nın yorumladığı, sözleri Nilüfer'a ait olan "Olmadı Yar"ı söylediğinde kendi dinleyenlerini de, dinlemeyenlerini de şaşkına uğratmıştı Müslüm Baba. Aslında şarkının sözlerine, içerdiği duygu dünyasına bakıldığındığın da, hiç de şaşıracak bir yoktu ama o ağır ve usul bir adamdı. Artık kentlileşmiş, rengi açılmış kitlelerin dinlediği bir "pop" şarkısını söylemek ona ne kadar yakışırdı. Ama söylemişti işte, ve yakışmıştı da.
Bir iki yıl önce de Leonardo da Vinci'nin bir tablosunun moder yorumu amacıyla Esma Hatun Yalısı'nda sosyetik seçkinlerin katılımıyla düzenlenen bir etkinliğe katılmış, oradaki kalabalığın dışındaki herkeste hayret nidalarına neden olmuştu.
Sonra, geçtiğimiz aylarda, eğitimli, kentli, beyaz gençlerin üstüne rockçı tanımadığı Teoman'la yanyana çekilmiş gülümseyen resimleri yayınlandı gazetelerde. Teoman'ın "Paramparça" adlı parçasını yorumlayacaktı. Yorumladı. Müslüm Gürses Paramparça'yı nasıl okursa öyle okudu. Teoman'ın söylediği şarkıya hiç benzemiyordu. Klasik kanatlı 1956 model kırmızı bir Chevrolet'eye binerek şarkıya klip çekti. Arka koltukta oturuyor, onunla birlikte daha çok "hovarda arabası"na benzeyen Chevrolet'e sağa sola manevra yaptıkça biraz sarsılıyor ama asla parçalanmıyordu.
Yıllarca kara kalabalıklara kanın gövdeyi götürdüğü konserler veren Müslüm Gürses, artık jiletini kapıp gelenlerle yetinmek istemiyor. Light bir damar arıyor sanki. Tarzını değiştirmiyor ama. Yine bir kaç düğmesini birden açtığı ipek gömleğinden altın kolyesi, künyesi görünüyor. Yine beyaz papuçaltına beyaz çorap giyiyor. Kruvaze takım elbisesinin sadece rengi değişiyor. Herzaman pırıl pırıl görünen yeni boyanmış kıvırcık saçları, bıyıkları hep simsiyah.
Rahat, mutlu ve huzurlu görünüyor. Çok ça da muzip. Yüzündeki derin izlere inat, siyah bıyıklarının arasından bembeyaz dişleriyle gülüyor, espriler yapıyor. Quasimado'nun ağlama nöbetine tutulmadan önce vücudunun tutulduğu devinimleri andıran kaba kıvranışlarla hareket ediyor, hırıltılar arasında konuşuyor. Başını kalın gövdesinden ayrı çeviremiyor. Çevirmiyor. Dikilip durduğu yerde hafif salınımlarla, gözü kapalı okuyor şarkılarını. Tıpkı onun gibi kıvırcık saçları ve kalın gövdesiyle, hafif öne, bir yana eğilerek, kalın dudaklarını güçlükle aralayarak onun şarkılarına benzeyen şarkılar söyleyen Hakan Taşıyan'ı tanımıyor. Ellerindeki jiletlerle vücutlarını doğrayanlardan pek hoşlanmadığını sık sık tekrar etse ve hatta konserlerini yarıda kesip gitse de, kendi kitlesinin bütünlüğüne, büyüsüne iman etmiş durumda. Kendisinden rol ve dinleyici çalan Müslümcüklerin onun indinde pek bir kıymeti yok.
Konfeksiyon atölyerinde, oto tamircilerde terini damıtan, aşık olduğu kıza bir türlü içini dökemeyip onun şarkılarında demlenen, ayrılığı ölüm bilip ölüp ölüp dirilen kitlesinin sadakatine yürekten inanıyor.
Yeşilçam sinemasının gözü yaşlı aktristi Muhterem Nur'la yıllardır süren mutlu bir evliliği var. Zaman zaman yanyana görünüyor, aşklarının her dem taze olduğunu söylüyorlar. Onun yanında, Müslüm Baba imajının çağrıştırdıklarından uzak düşüyor. Hatta biraz kılıbık olduğunu bile düşündürtüyor!
Güzel türkü okuyor. Geçen yıl "Müslümce Türküler" adında bir türkü kaseti çıkartmıştı. Zaten hemen hemen her kasetinde bir iki türkü mutlaka olurdu. "Şu dağlarda kar olsaydım", "Altın hızma mülayim", "Eyvah" ve "Gönül Dağı"nı hatırlıyorum mesala. Gerçekten güzel söylüyor. Sözlerinde bolca acının, hicranın, ayrılığın, derdinden içmenin, hayatın çekilmezliğine sığınak ölümün yer aldığı şarkılarıyla "damardan" söylese de, kendisi evinde hiç arabesk dinlemiyormuş! Favorileri Dean Martin ve Frank Sinatra'ymış.
Artık hayat artık eski hayat, arabesk eski arabesk değil. Tabii Müslüm Baba da öyle. 1960'larda 70 lerde, kentin kenarına tutunmuş alt gelir gruplarının, kara kalabalıkların çevreden merkeze yürüyüşü, para ve rahatla buluşması oranında değişen kitleyle birlikte bir dönüşüm geçirdi arabesk de. Önde aşk, arka fonda hayat acısını söyledi. Hicranı dillendirdi. İçinde isyan ve başkaldırı öğeleri taşısa da, söylediği şarkılarla o kara kalabalığın mevcut sisteme eklemlenişine aracı oldu.
Ekonomik, siyasi açılıma paralel olarak değişen 1980'lerin kültürel ortamı o karamsar havayı dağıttı önce. Arabesk, parayla buluşanların önce içip sonra göbek attıkları tavernalarla boyut değiştirdi. Poplaşıp "light"laşan arabesk 1990'larda ise artık züppe bir arabeske bıraktı yerini. Sözkonusu acılar ne hayat karartan acılardı, ne de göz karartan. Herkesin en azından bir ayağı havadaydı artık. İnsanlar, acılar, şarkılar değişti. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu bir dünyada Müslüm Baba da değişti elbette. Kemikleşmiş kitlesiyle birlikte yeni dinleyiciler edindi. Kara kalabalıgın rengi yer yer açıldı. Pus kalktı. Müslüm Baba'nın dinleyicileri Müslüm'ü artık tanıyamayanlarla, tanımak isteyenlerden oluşuyor şimdi.
8 Ağustos 2002
dergibi.com köşe yazarlarından 'sevgilim hayat'adlı köşesinden yazar fadime özkan adlı şahsın BABA hakkındaki yazısı dikkatimi çektim.ilginç bir yazı olmuş.sizlerle paylaşmayı uygun gördüm.yorumlarınzı alalım arkadaşlar....saygılar...
.
Yılların "Müslüm Babası"na bir şeyler oluyor. Acının, hicranın, onulmaz dertlerin, vuslatsız aşkların, kederinden kararan kalabalıkların, kentlerin kenarlarına konuvermiş gurbetçilerin derdini o boğuk ve hırıltı sesiyle dillendiren Müslüm Gürses kabuk değiştiriyor. Gibi.
Bir kaç yıl önce, pop şarkıcısı Asya'nın yorumladığı, sözleri Nilüfer'a ait olan "Olmadı Yar"ı söylediğinde kendi dinleyenlerini de, dinlemeyenlerini de şaşkına uğratmıştı Müslüm Baba. Aslında şarkının sözlerine, içerdiği duygu dünyasına bakıldığındığın da, hiç de şaşıracak bir yoktu ama o ağır ve usul bir adamdı. Artık kentlileşmiş, rengi açılmış kitlelerin dinlediği bir "pop" şarkısını söylemek ona ne kadar yakışırdı. Ama söylemişti işte, ve yakışmıştı da.
Bir iki yıl önce de Leonardo da Vinci'nin bir tablosunun moder yorumu amacıyla Esma Hatun Yalısı'nda sosyetik seçkinlerin katılımıyla düzenlenen bir etkinliğe katılmış, oradaki kalabalığın dışındaki herkeste hayret nidalarına neden olmuştu.
Sonra, geçtiğimiz aylarda, eğitimli, kentli, beyaz gençlerin üstüne rockçı tanımadığı Teoman'la yanyana çekilmiş gülümseyen resimleri yayınlandı gazetelerde. Teoman'ın "Paramparça" adlı parçasını yorumlayacaktı. Yorumladı. Müslüm Gürses Paramparça'yı nasıl okursa öyle okudu. Teoman'ın söylediği şarkıya hiç benzemiyordu. Klasik kanatlı 1956 model kırmızı bir Chevrolet'eye binerek şarkıya klip çekti. Arka koltukta oturuyor, onunla birlikte daha çok "hovarda arabası"na benzeyen Chevrolet'e sağa sola manevra yaptıkça biraz sarsılıyor ama asla parçalanmıyordu.
Yıllarca kara kalabalıklara kanın gövdeyi götürdüğü konserler veren Müslüm Gürses, artık jiletini kapıp gelenlerle yetinmek istemiyor. Light bir damar arıyor sanki. Tarzını değiştirmiyor ama. Yine bir kaç düğmesini birden açtığı ipek gömleğinden altın kolyesi, künyesi görünüyor. Yine beyaz papuçaltına beyaz çorap giyiyor. Kruvaze takım elbisesinin sadece rengi değişiyor. Herzaman pırıl pırıl görünen yeni boyanmış kıvırcık saçları, bıyıkları hep simsiyah.
Rahat, mutlu ve huzurlu görünüyor. Çok ça da muzip. Yüzündeki derin izlere inat, siyah bıyıklarının arasından bembeyaz dişleriyle gülüyor, espriler yapıyor. Quasimado'nun ağlama nöbetine tutulmadan önce vücudunun tutulduğu devinimleri andıran kaba kıvranışlarla hareket ediyor, hırıltılar arasında konuşuyor. Başını kalın gövdesinden ayrı çeviremiyor. Çevirmiyor. Dikilip durduğu yerde hafif salınımlarla, gözü kapalı okuyor şarkılarını. Tıpkı onun gibi kıvırcık saçları ve kalın gövdesiyle, hafif öne, bir yana eğilerek, kalın dudaklarını güçlükle aralayarak onun şarkılarına benzeyen şarkılar söyleyen Hakan Taşıyan'ı tanımıyor. Ellerindeki jiletlerle vücutlarını doğrayanlardan pek hoşlanmadığını sık sık tekrar etse ve hatta konserlerini yarıda kesip gitse de, kendi kitlesinin bütünlüğüne, büyüsüne iman etmiş durumda. Kendisinden rol ve dinleyici çalan Müslümcüklerin onun indinde pek bir kıymeti yok.
Konfeksiyon atölyerinde, oto tamircilerde terini damıtan, aşık olduğu kıza bir türlü içini dökemeyip onun şarkılarında demlenen, ayrılığı ölüm bilip ölüp ölüp dirilen kitlesinin sadakatine yürekten inanıyor.
Yeşilçam sinemasının gözü yaşlı aktristi Muhterem Nur'la yıllardır süren mutlu bir evliliği var. Zaman zaman yanyana görünüyor, aşklarının her dem taze olduğunu söylüyorlar. Onun yanında, Müslüm Baba imajının çağrıştırdıklarından uzak düşüyor. Hatta biraz kılıbık olduğunu bile düşündürtüyor!
Güzel türkü okuyor. Geçen yıl "Müslümce Türküler" adında bir türkü kaseti çıkartmıştı. Zaten hemen hemen her kasetinde bir iki türkü mutlaka olurdu. "Şu dağlarda kar olsaydım", "Altın hızma mülayim", "Eyvah" ve "Gönül Dağı"nı hatırlıyorum mesala. Gerçekten güzel söylüyor. Sözlerinde bolca acının, hicranın, ayrılığın, derdinden içmenin, hayatın çekilmezliğine sığınak ölümün yer aldığı şarkılarıyla "damardan" söylese de, kendisi evinde hiç arabesk dinlemiyormuş! Favorileri Dean Martin ve Frank Sinatra'ymış.
Artık hayat artık eski hayat, arabesk eski arabesk değil. Tabii Müslüm Baba da öyle. 1960'larda 70 lerde, kentin kenarına tutunmuş alt gelir gruplarının, kara kalabalıkların çevreden merkeze yürüyüşü, para ve rahatla buluşması oranında değişen kitleyle birlikte bir dönüşüm geçirdi arabesk de. Önde aşk, arka fonda hayat acısını söyledi. Hicranı dillendirdi. İçinde isyan ve başkaldırı öğeleri taşısa da, söylediği şarkılarla o kara kalabalığın mevcut sisteme eklemlenişine aracı oldu.
Ekonomik, siyasi açılıma paralel olarak değişen 1980'lerin kültürel ortamı o karamsar havayı dağıttı önce. Arabesk, parayla buluşanların önce içip sonra göbek attıkları tavernalarla boyut değiştirdi. Poplaşıp "light"laşan arabesk 1990'larda ise artık züppe bir arabeske bıraktı yerini. Sözkonusu acılar ne hayat karartan acılardı, ne de göz karartan. Herkesin en azından bir ayağı havadaydı artık. İnsanlar, acılar, şarkılar değişti. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu bir dünyada Müslüm Baba da değişti elbette. Kemikleşmiş kitlesiyle birlikte yeni dinleyiciler edindi. Kara kalabalıgın rengi yer yer açıldı. Pus kalktı. Müslüm Baba'nın dinleyicileri Müslüm'ü artık tanıyamayanlarla, tanımak isteyenlerden oluşuyor şimdi.
8 Ağustos 2002
dergibi.com köşe yazarlarından 'sevgilim hayat'adlı köşesinden yazar fadime özkan adlı şahsın BABA hakkındaki yazısı dikkatimi çektim.ilginç bir yazı olmuş.sizlerle paylaşmayı uygun gördüm.yorumlarınzı alalım arkadaşlar....saygılar...
.